anne-çocuk, Kızıma Mektup

Kızıma mektup: Emzirmeyi bırakma günlüğü

1. Gün – 08:30

Bu sabah, alacakaranlıkta son bir kez emzirdim seni.. Bölünmüş uykunun arasında ‘Bebeğim bak bu son olacak tamam mı?’ dedim anlamanı bekleyerek, ‘Mamam..’ dedin dudaklarını kıpırdatarak, rahatladım. Oysa o an emebilmek için ne desem tamam diyecektin zaten.. Gözlerini kapadın, huzurlu anne kokusundan mı, sütün teskin edici etkisinden mi bilmem hemen uykuya daldın yine. Bense alacakaranlıkta belli belirsiz görünen kirpiklerine, çenenin periyodik hareketlerine, kapanınca düz ve ince bir çizgi haline gelen gözlerine, tokadan fırlamış zayıf, kıvır kıvır saç tellerine, göğsüme koyduğun parmaklarının boğumlarına baktım.   Tam 16 dakika emdin, abinin ilaç alarmı çalana dek tam 16 dakika seni izledim dakika başı gözüm saate kayarak.. Hava belli belirsiz aydınlandı,  gözlerimin önünde daha da belirginleştin.. ve bebeğim o alarm çaldığında sen beni kendi kendine bırakmadığın için, ben sana emmeyi bıraktırdım. Uykudaydın, farketmedin, ama bil isterim seni son emzirmemin bitişini..

Sen ‘tamam’ demiştin de dilin döndüğünce, peki ben nasıl ‘tamam’ diyecektim bu manzaranın yokluğuna.. Emmek kadar emzirmek de bir ihtiyaç aslında.. Birine yetebilme ihtiyacı.. Üretme, sonuç alma ihtiyacı.. Sevgini sunmanın en saf hali.. Kendi canından büyüyen birine kendi bedeninden sunduğun koşulsuz bir armağan gibi.. Sunduğun armağanın karşı taraftaki etkisini hemen görmek gibi.. Sevgine karşılık almak gibi bir nevi.. İnsan nasıl hazır olabilir ki böyle bir duygudan vazgeçmeye? Ben de olamadım..

Hazır değildim biliyorum. Ama düşündüm sonra, bu bir adımdı. Tıpkı doğmak gibi, tıpkı hayata ilk adımını atmak gibi, tıpkı ilk yudumunu yutmak gibi.. Ve hayat her zaman hazır olmanı beklemiyordu. Eğer bekleseydi; sadece 45 dakika uyuduğum bir gece güneşin daha geç doğması gerekirdi, doğmadı.. 45 dakikalık uykudan sonra kalkmaya hazır değildim, kalktım.. Seni ve abini henüz 3 aylıkken bırakıp işe gitmeye hazır değildim, gittim.. Abini emmeden ayırmaya da hazır değildim zamanında, tam senin kadardı, ayırdım. Sen 36 hafta 6 günlükken doğmaya hazır mıydın? Doğdun.. Daha bir aylık bedenin hazır mıydı yattığı yerde dönmeye? Döndün.. On dört aylıkken bir gün, bıraktın ellerini yürüdün.. Hazır mıydın?

Hayatındaki her adımı sakince, fırtına koparmadan attın bugüne kadar. Belki de bu yüzden korkuyorum. Hani bir şeyi isteyip de alamadığında fırtınalar koparıp çığlıklar atmak yerine, boynunu büküp sessiz sakin bakıyorsun ya, işte o zaman içinden geçenleri ah bir bilebilsem!.. Hani abine bot alıp sana uygun numarasını bulamadığım gün, 22 aylık bir bebekten beklenmeyecek bir içerleme haliyle boynunu büküp ‘Hani bana almadın anne!..’ demiştin ya, işte o yüzden korkuyorum seni emmekten vazgeçirmeye çalışmaktan..

Emmeye çok düşkün olduğun için bırakmayı uzun bir süreye yayıp öğün öğün kesme fikrinin bizde işe yaramayacağını biliyordum. Seni her aşamada tekrar tekrar üzmek istemiyordum. Son bir kaç gündür anlatıyordum sana, hatta emerken oyun oynuyorduk: 5’e kadar sayınca bırakma oyunu.. 5′ e kadar sayıyordum, bazen bırakıp gülen gözlerle söz dinlemiş uslu bir kız edasıyla bakıyordun, bazense ‘ı.ıh’ diye başını sallayıp devam ediyordun emmeye. Peki akşama ne yapacaksın?. Sabah sana uykun arasında ‘Bebeğim bak bu son olacak tamam mı?’ dediğimi hatırlayacak mısın beni kapıda karşılarken? Her akşam beni kapıda karşılayıp kucağıma aldığım gibi ‘Anne memeee’ diyordun ya, peki bu akşam nasıl ‘Olmaz annecim’ diyeceğim sana?

1. Gün – 18:30

Bebeğim.. Kızım.. Nasıl da dingin bir su gibisin, nasıl dalgasız bir okyanus.. Eve geldiğimde bana bakışını, kucağıma aldığımdaki düşünceli halini gözlerimin önünden silebilmem mümkün değil.. Evet demedin!.. Kucağıma atlayıp ‘Anne memeee’ demedin. Öyle çekingen, öyle utangaç baktın bana sadece.. Belki benden bekledin ilk adımı bilmiyorum, ama hatırladığın belliydi.. Bense içimde kopan fırtınaları, korkularımı bastırmaya çalışıp sana hiçbirşey hissettirmemek için bir yandan dudaklarımı ısırıyordum konuşurken..

‘Zeynep Ela artık çok büyüdü biliyor musun anneannesi’

dedim, ‘Bak hatta boyunu ölçelim.’.

O sırada elime geçen tansiyon aleti ile seni duvar dibinde ayakta tutup boyunu ölçtüm(!). Sen sabırla bekledin. ‘Vaaay 83 olmuuş’ dedim. Yüzüne bir gülümseme yerleşti. Ben coşkulu coşkulu devam ettim. ‘Artık kızım büyüyüp Almira(9 ay büyük yeğenim) gibi bir abla olduğuna göre emmesine gerek yoook!’ diye abarttım coşkumu. Hatta Almira, sen ve ben el ele tutuşup büyüdüğünü kutlamak için zıpladık birkaç kez. İnanmazsın bebeğim 24 saattir emzirmemiş bir göğsüyle 80 kilogram ağırlığında bir bünye, iki minnak kızın elinden tutup ‘Yaşasıın kızım büyüdüü’ nidaları eşliğinde zıpladı ya, o görüntüyü ve göğsümdeki acıyı daha nasıl anlatayım bilemedim😇.  Bu seni bir süre oyaladı, bir saat kadar bir süre.. Sonra o can yakıcı an geldi.

‘Anne meme istiyoom’☹️

‘Ama bebeğim biliyorsun, sen artık büyüdün, ağzın büyüdüü, dişlerin büyüdüü, dilin büyüdüü, ellerin büyüdüüü.. Memede de artık sana yetecek kadar süt kalmadı. Artık istersen yemeğini kaşık-çatalla yiyebilirsin, biberonundan ya da bardağından içebilirsin. Ama annenin memesinden süt içmek istediğinde artık büyüdüğün için biraz canım acıyabiliyor bazen.’

‘Ama anneeeee..’ diye cılız ve ağlamalı bir feryat çıktı dudaklarından.. Sonra 5 saniyede bir ‘Ama anneee..’ diye devam edip hıçkıra hıçkıra ağladın. Tam 20 dakika.. Biliyor musun kızım, bir an dayanamayacağım sandım!.. Sen gözlerinden tek tek süzülen inci gibi yaşlarla ‘Ama annee’ deyip hıçkırıklarına hakim olamazken, çaresiz haykırışların yerine bana tepki gösterseydin, kızsaydın, yakamı çekeleştirseydin belki daha az yara alırdım. Ama sen çareni yine bende arayıp ‘Ama anne’ diyerek göğsüme yaslandın.. 20 dakika.. O an aklından neler geçtiğini, neler hissettiğini bilmek için neler vermezdim.. Küçücük bedenine sığmaya çalışan engin zihnin ve duygularını iki kelimeye sıkıştırmıştın.

Sonra biberonda süt hazırladık sana, göğsüme yatıp emer gibi içmek istedin biberondaki sütünü. Seni kollarıma yatırdım, iki elinle sıkıca tuttun biberonunu, kenarlarında yaşlar biriken gözlerini kapadın, bir biberon süt bitene kadar gözlerini açmadın, kıpırdamadın. Belki o anı tekrar yaşamak istedin, benim gibi.. Hissi benziyordu da tadı da benziyor muydu sütün, bilmiyorum.. Ama seni sakinleştirdiğine şahit oldum.

Sanırım bu gecenin en zor anını atlatmıştık beraber, sırada uyku öncesi vardı. Uyku öncesinde tekrar emmek istedin, uykuya dalamadın. Ayaklarıma yastık koyup seni sallamayı teklif ettim, istemedin. ‘Kendim uyucam’ deyip, bebeğini de yanına yatırıp sarıldın ona. Benim sana hep sarıldığım gibi. Olmadı, uyuyamadın. Sonra yine ‘Anne meme istiyom’ dedin. Sana yine uzun bir konuşma yaptım. Sonuna da ‘Eğer emmeye devam edersen artık kuvvetli ve büyük bir kız olduğun için annenin memesi ufucuk olabilirmiş’ diye ekledim. 22 aylık o minicik halinden beklenmeyecek bir büyüklükle, (hatta o an benden bile büyük bir tavır gösterdiğine eminim) ’emmicem artık’ dedin, ‘hadi salla beni’ ve itiraz etmeden uyudun hemen. Kabullendin mi? Bilmiyorum. Gece 3 kez uyandığında üçünde de emmeden tekrar uyuyabildiğin için bir nebze zorluğu aşabildiğimizi düşünüyorum.

Ben kabullendim mi? Mecburen.. Artık  büyümene izin vermeliyim sanırım. Karşında rol kesip ‘Yaşasın kızım büyüdü’ haykırışlarımı beynimde tepinerek atmalıyım, bunun senin hayatındaki bir adım olduğunu hiç unutmamak için.. Sana aynı sevgiyi aktarabilmenin farklı yollarını bulabilmeliyim. Birlikte attığımız bu adımın senin için bir yoksunluk değil, sadece farklılık olduğunu, hatta sevgiden mahrum bırakmayıp sevgimizde kademe yükselttiğini hissettirebilmeliyim. Nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum ama sevgimizi özgür kılmak olarak görüyorum artık bunu.. Emmek gibi fiziksel bir durumla sınırlanmayan, hiç bir kalıba sığmayan saf enerji misali sevgimi sana hissettirebilmenin bir yolunu bulacağım kızım..

 

2. Gün – 18:30

Kızım.. Bu akşam daha zor geçiyor, kabullenmek daha zor geliyor değil mi?.. Akşama göre daha sık istiyorsun, daha çok soruyorsun. Oyuncak bebeğini salıncağına oturttuğum için ağlıyorsun, kaldırdığım için daha çok ağlıyorsun. Tepki gösteriyor olman güzel, biz büyükler de öyle yapmıyor muyuz zaten? İşler istediğimiz gibi gitmeyince işe tepki göstermekle başlamıyor muyuz? Savaşman, ısrar etmen canımı yaksa da, içten içe sana hak veriyor ve gurur duyuyorum.

Hayata gözlerini açtığında ilk tanıştığın koku, ilk tanıştığın tat, 22 aydır her acıktığında, üzüldüğünde, ağladığında, canın acıdığında ya da bazen nedensiz istediğinde sahip olabildiğin artık bir nevi kazanılmış hak olarak gördüğün bir şey hem fiziken hem manen ‘elinden alınıyor’. Evet seninle gurur duyuyorum, bu kadar çabuk pes etmediğin için, savaştığın için. Umarım hayatın boyunca koruyacağın, hiç bir koşulda vazgeçmeyeceğin özelliğin olur bu savaşçı ruhun.. Savaşçı olduğun kadar merhametini de  seviyorum. Bu gece şişen göğsüm yüzünden canımın acıdığını farkettin, bense senin farkettiğini son anda anladım. Gelip o minicik dudaklarınla kondurduğun öpücüğün ardından ‘Birazdan geçecek annecim’ dedin.. Gözaltlarında hala yeni doğan bebek şişlikleri duruyorken nasıl bu kadar büyük davranabiliyorsun?..

3. Gün -09:30

Bitanem.. İnsan nasıl da alışıyor değil mi her duruma.. 3 gün öncesine kadar gecede 6-7 kez emmeye kalkan sen, akşam hiç uyanmadın.. Her ne kadar gece 12’de uyuyabilmiş olsan da sabaha kadar deliksiz uyuyabildin. Ben de yıllardır ilk kez, her ne kadar göğsümdeki acıyla derin bir uykuya dalamasam da, uzun süreli uyuyabildim. Kendi kendime tekrarladığım ‘geçecek’ler geçmeye başladı sanırım..

Hayatta herşey zamanla geçmiyor mu zaten.. Ağlıyoruz, yumruklarımızı sıkıp tırnaklarımızı avuç içine batıracağımız acılar yaşıyoruz, manen yada fiziken, çığlıklar atıp isyan ediyoruz, ağlarken uyuyakalıyoruz da sabah kalktığımızda geriye yorgun bir yüz, şişmiş gözlerin ardından aynı çehrede farklı bir kişiye bakıyoruz. Değişiyoruz, kabulleniyoruz, geçmişimize yeni şeyler ekleyip aldığımız derslerle geleceğe yürüyoruz. Ama geçiyor işte.. Bu da geçecek bebeğim..

Bu günlüğü bir gün sana ulaşsın ve şuan ki acılarımı biraz hafifletsin diye yazıp, aynı/benzer günleri yaşayan/yaşayacak diğer annelere bir nebze rehber olsun diye de yayımlıyorum. Belki de şuan iç sesim dışında bir sesten de ‘geçecek’ duymaya ihtiyacım olduğu için, bu yoldaki annelerin de bir gün kendi iç seslerinden başka-tamamen yabancı- bir sesten ‘geçecek’ duymaları için.. Kendi kendime ne zaman ‘geçecek’ desem beynimdeki düşüncelere Sezen Aksu şarkısı eşlik ediyor: ‘Geçer geçer daha öncekiler gibi, bu da geçer, neler neler geçmedi ki!..’. Sahi bir düşün neler neler geçmedi ki.. (Burada yazan okuyanın iç sesinin devreye girmesine müsaade etmek için kalemi elden bırakır:))

3. Gün – 18:30

Meleğim.. Bu akşam beni görünce emmek istemedin, aklına mı gelmedi yoksa umudun mu kalmadı bilmem.. Özlüyor muyum? Çok özlüyorum seni emzirdiğim günleri. Çok ayrı, muhteşem bir his, anne olunca anlayacaksın beni. Bu akşam ilk defa yeni doğan bir bebek gördün, şaşkınlığını unutmam mümkün değil. Eve geldikten sonra da oyunlar oynadın, bir kaç kez göğsüme bakmak istedin, ‘acıyo mu’ diye sordun. Kabulleniyorsun. Canımı acıtmakla başarma duygusu arasında bir kabullenme..

4. Gün – 09:30

Akşam uyuyabildiğinde saat 02:20’ydi. Ah bebeğim, o kadar çok emmek istedin ki.. ‘Anne geçsin artık’ dedin ya kızım, sanırım hiç umudunu kaybetmeyeceksin. Göğsüme yattın olmadı, yanıma yattın olmadı, tepki gösterip uzaklaştın, uzak kalamadın. Ama nihayetinde uyudun.. Geçecek bebeğim, sana söz veriyorum geçecek. Alışacaksın, emmeden de uyuyabilmeyi öğreneceksin, seni hep sevdiğimi farkedeceksin.. Bugün şişliklerim ve ağrım azalmaya başladı. Fiziken de manevi olarak da daha iyiyim. Daha da iyi olacağım, olacağız bebeğim sana söz..

5. Gün – 18:30

Hazır olmayışımı sadece manevi zorluklara yormuştum. Oysa emmeyi bırakmanın üzerinden beş gün geçmesine rağmen vücudum bana meydan okuyor resmen.. Göğsümdeki şişlikler inmiyor, kollarıma kadar vuruyor sızısı. 2. ve 3. gün 2 kez sağmıştım sütümü, biraz olsun rahatlatmıştı, sonra sana vermeye korkup döktüm. Korkum hem sütün çok beklemiş olmasından, hem de o tadı aldığında unutamamandandı. Hormonlarım Everest’i aşmış durumda. Gözümün pınarında her daim dökülmeye hazır bir adet gözyaşı var, arkasında birçoklarını tutan. Bazen kaybediyorum kontrolümü, neden ağladığımı bilmeksizin.

Bu akşam hiç emmek istemedin.. İkimizin de kafası biraz dağılsın diye gezmeye gittik beraber. İyi de geldi sanırım, sana da bana da.. Emmeyi istememen de alışık olmadığım bir durum.. Çünkü ben o hissi yaşamayı hala çok istiyorum!..

6. Gün – 18:30

Bebeğim.. Emmeyi bıraktığından beri ilk hafta sonumuz.. yani emmeyi en çok istediğin zaman.. Sabah kalktığımda içimde bir korku vardı ne yalan söyleyeyim.. Korkum sana karşı koyamamak değil, üzülüp geçmişinde yer etmekten korkuyorum. Ama sen öyle olgun davranıyorsun ki kızım.. Sabah kalktığında bir kez emmek istedin, ‘Vütten (lütfen) anne’ diye.. Sana yine büyüdüğünden bahsettim, hatta artık büyüdüğün için parktaki treni bile kullanabileceğinden. Sonra sabırsızlıkla bekledin Avm’deki parka gitmeyi. Ben sana ‘Artık büyüdün’ dedikçe daha da olgun davranıyorsun sanki.. Oysa daha o kadar miniksin ki.. Ama trendeki halini bir görseydin.. Abin seni en öne oturtup kendisi en arka vagona geçti. ‘Haydi Zeyno gezdir beni’ dedi. Baktım ki o da büyümüş, çocukluk komplekslerinden, ‘hayır önce ben’ lerden çıkmış, ‘abi’ olmuş.

7. Gün-8:30

Kızım.. Artık korkmuyorum. Emmeden de uyuyabileceğini, emmeden de sevilebileceğini, emmeden de ağlamalarının geçebileceğini öğrendin.. Uykuya dalman belki daha uzun sürüyor, ama uyuyorsun. Daha sık sarılıp kokluyorum seni, düşüp ağladığında ‘Anne memee’ diye koşmuyorsun artık.  Evet kızım, biz seninle bu adımı da başarıyla attık!..

Bunları sana anlatıyorum ki; bir gün kendi emzirmeyi bırakma hikayende bana dönüp ‘Anne nasıl yapabilirim’ diye sorduğunda, hazır olmadığını hissettiğinde, olmaz ya belki bu kadar detayını hatırlayamaz ya da o hissi sana hissettiremezsem diye; (Yazan burada daha kötü ihtimalleri düşünmek bile istemiyordu☺️) sanal yoluna bir çiçek bırakıyorum.. Bir gün aynı serüvene çıktığında elbet yoluna çıkar da bulursun diye..

Sonsuz sevgimle..

Annen..

 

 

Okuyan anneler için dipnot:

Bu yazıyı 8. günde yayımlıyorum. Göğsümdeki şişlikler azalmaya başlasa da, çürük kıvamında acısı hala devam ediyor. Şimdi yazıyı başından başlayarak tekrar okuduğumda ilk gün yazdıklarımın hissini hala yüreğimde özlemle hissetsem de kalbim acıyor diyemem. İşte hayat böyle birşey arkadaşım; insan herşeye katlanıyor, herşey geçiyor, bize kalan sabretmek..

2 thoughts on “Kızıma mektup: Emzirmeyi bırakma günlüğü

  1. Çok ağladım okurken… Kizimla bu sürece başlayacağız 21aylik. Emzirirken ona bakıyorum ve yapamayacağım diyorum. Ama her an emme dediğinde bazen çok yoruluyorum. Çok zorlanacağını biliyorum çünkü sizin gibi çok seviyorum emzirmeyi. Ne zor ne çetrefilli bir durum…

    1. Evet hem fiziken hem manevi olarak zor bir süreç, ama yazıda da dediğim gibi bu bir adım.. Bizim bir ay kadar sürdü bu süreci aşabilmemiz. Şu an 28 aylık oldu kızım, emmeyi bırakmadan önceki dönemdeki huzursuzluğu bir ayın sonunda aştık. Ne mutlu size ki 21 aylık olana kadar emzirmenin o mucizevi hissini yaşayabilmiş, yaşatabilmişsiniz. Umarım bu süreci de kolaylıkla aşarsınız.🙏🙏🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir