Anne, Hayata dair

Kendi gökkuşağın ol!..

Hayat, kime göre hayat?

Yazılışı aynı da, aynı mı okunur her çehrede izleri?

Birine göre nefes alabilmek iken, başkasına göre aldığı her nefesin ciğerlerini yakıp kavurması değil midir anlamı?

Mutluluk mudur yoksa acı mı hayatının darası?

Cam gibi şeffaf mıdır yoksa ayna gibi ‘sır’lı mıdır arkası?

Diyebilen var mı: ‘Herşeyi, hayatımın kendisini, kopan kolyenin boncukları gibi önüme döktüm, ölçtüm, saydım, tarttım, çıkardım hesabımı.’? Eskisi gibi oldu mu? Olur mu?

Yürüdüğün her adım, içine çektiğin her nefes, uyandığın her sabah, gözünü kırptığın her an…

Tattığın her acı, gördüğün her mutluluk, dokunduğun her hikaye, dinlediğin her yürek…

Şahit olduğun yalanlar, attıkların hatta, alaylar, çekişmeler, tartışmalar, metaforlar…

Yalandan gülüşler, yalandan ağlayışlar, samimi cevaplarla yarışan alaycı tavırlar, kalbine süzülen göz yaşlarının yanaklarından akan onlarcası…

Tanıştığın her yüz, tanıdığın her yürek, usunda, zihninde canlanan her hayal, hatırladığın rüyalar, hatırlamadıkların hatta…

Asla unutmam dediklerin, dakika sonraya saklayamadıkların, gözlerinin önünden gitmeyen, kulaklarından silinmeyenler, ellerindeki izi, kalbindeki gölgesi…

Dudağındaki ekşi yosun tadı, omzundan inen elin artık soğumuş anısı, hatırlananın artık sadece hatıra olması…

Şimdi dön bak!.. Sen, eski sen misin? Kopan hayat kolyeni tamir et ve bak aynı kolye mi? Yoksa aynısına mı benziyor sadece?

Şimdi dön bak ve kabullen, sev yeni ‘Sen’i… Çektiğin acıların simgesi kaz ayaklarını, duyduğun yalanlardan modifiye alaycı tavrını, hedeflerini sevebildiğin kadar sev başarısızlıklarını.. İnsansın unutma; hata yap, ders al ya da alma sev hatalarını.. Yanlış derler hatalarına, inanma!.. Yanlışın doğrusu vardır da, ya hataların kime göre yanlış? Hatalarını sev, fikirlerini, hedeflerini, hissettiklerini de.. Başarını sev, başarısızlıklarını da… Gülüşlerini de sev, göz yaşlarını da.. Seni sen yapan herşeyi, herkesi sev!..

Yürürken takıldığın paket taşı gibi; hayatına çıkan, seni yerle yeksan edip önüne bakmayı öğreten köstekleri de sev. Bir kez düşmeyen bilebilir mi ayağa nasıl kalkacağını? Öğrendin!..

Gözünün bebeğine baka baka, gözbebeği büyümeksizin atılan yalanları sev. Yalanla yüzleşmeyen bilir mi nasıl, kime güvenmeyeceğini?  Bildin!..

Paçana yapışmış çamur misali adımına ağırlık yapanları, ilk fırsatta çelmeye dönüşen ayakları sev. Olmasalardı nasıl öğrenecektin engellere rağmen başarmayı? Silkelen!..

İnatçı tavrını sev. Azmin kökü de inattır. Olmaz diyenlere inat oldur. İnatlaş!..

Sabahlara kadar ağladığın geceleri de, mutluluk gözyaşların kadar sev. Ağladığın gecelerin sabahında doğan güneş en büyük umut değil midir? Umutlan!..

Güçsüzlüklerini, tükenmişliğini sev, barış hayatla.. En güçsüz düştüğün anda duygularından yuva yap ve yak, küllerinden doğan Anka kuşu gibi.. Doğ yeniden!..

Hepsini sev de; en çok, herşeyden çok kendini sev. Yaşanmışlığını, yaşayacaklarını sev. Çünkü sen… Milyarda bir ihtimalden dünyaya gelen.. Yaşı yaşanmışlıklarından küçük.. Mücadele edebilen.. Sabrı bilen.. Ayağa kalkıp ilk adımını atabilecek kadar cesur.. Herşeyi yeniden öğrenebilecek kadar akil.. Herşeyi atlatabilecek kadar dirayetli.. Hedeflerine ulaşabilecek kadar azimli..   Kalbi kuşun kanadı kadar kırılgan olsa da, yaralarını kendi sarabilecek kadar sevgi dolu.. Şimdiki ‘Sen’e kadar kilometrelerce hayat yolu katetmiş, bir yıl sonraki ‘Sen’e kadar bir o kadar daha katedecek kadar kararlı.. Sen.. Sen, yaratılış itibariyle harika birşeysin!..

Düşürme omuzlarını, başını dik, hadi ufka bak.. Gökyüzü ne renkmiş bugün, umursama!.. Bulut mu varmış, yağmur mu, sana ne!.. Koydun mu aklına hedefini, diktin mi gözünü enginlere!.. Kime ne!.. Hayallerini, umutlarını azık et çantana, fazla değil, azı karar!.. Hadi bir şarkı seç kendine, en sevdiğin.. Hangi dilde, hangi ağızdan, hangi tarzdan olursa olsun. O senin hedefinin yolunda adım adım yürürken ritmin olsun. Başla yürümeye, adım adım, ritm ritm.. Yoluna kır dikenleri çıkacak, aldırma!.. İndirme gözlerini ufuktan.. ‘Yapma’ diyenleri, ‘Yapamazsın’ diyenleri hatta, bırak ardında.. Karşından esen poyraz rüzgarı onlar, aldırma. Sabret, gün gelecek lodos olup tatlı tatlı vuracaklar sırtına.. Biraz daha acizleri diyecek ki ‘Bugün bulutlu/ yağmurlu/ karlı/ sıcak/ soğuk/ kış/ tipi’ aldırma.. Senin yolun hedefin, azmini şemsiye et, kararını sığınak et yoluna.. Hedefine yaklaştıkça göreceksin bak, ince ince keyifli bir yağmur yağacak. Masmavi gökyüzünü aydınlatacak kar beyaz bulutlar.. Güneş bedenini değilse de kalbini ısıtacak.

İşte şimdi senin sıran.. Yürüdüğün yağmurlu, çamurlu, denizli, ışıklı, karanlık, harlı yolları al sırtına, kapat gözlerini.. Makarasından çözülen bir kurdele gibi salın göklerde.. Hiç kimse sana bir gökkuşağı armağan edemez, unutma!..

Kendi gökkuşağın ol!..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir