Anne, Hayata dair

İyi niyet mi? Müdahale mi? Hayata kelebek etkisi

“Yolun kenarında, artık işlevini yitirmiş kozasından kurtulmaya çalışan bir kelebek gören adam yere eğilir ve kelebeği avuçlarına alır. Çakısıyla kozayı dikkatle keserek kelebeği özgürlüğüne kavuşturur. Kanatlarını birkaç kez güçsüzce çırpan kelebek, en sonunda yere düşer ve ölür. Daha sonra danıştığı bir biyolog, adama yaptığı hareketin yapılabilecek en kötü şey olduğunu söyler; çünkü kelebeğin uçabilmesi için kaslarının gelişmesi, bunun için de kozadan çıkmak için mücadele vermesi gerekmektedir. Adam kelebeği bu mücadeleden yoksun bırakarak aslında yaşayamayacak kadar güçsüz hale gelmesine yol açmıştır.”
“John Abbot (2010) Overschooled but Undereducated:How the crisis in education is jeopardizing our adolescents. Continuum; s.xxiii-xxiv” kaynakçasıyla Dr. Bahar Eriş’in ‘Her Çocuk Üstün Yeteneklidir’ kitabından alıntıdır.

Bazı cümleler, bazı olaylar, bazı fotoğraflar vardır, insana durup dururken oturup kendini sorgulatan.. Bir aydınlanma hali mi denir, iç dünyana keşif yolculuğu mu bilinmez ama görmezden-duymazdan gelemeyeceğin, aklından atamayacağın bir hal alır. Öylesine rastladığın bir karikatür bile hayatını sorgulatır bazen. İşte; yukarıdaki paragraf da öyle oldu benim için.. Oturup düşünmekten imtina edemeyeceğim bir halde çakıldı beynime birden.. Adamın iyi niyetle yaptığı bir davranış,  kelebeğin tüm biyolojik sürecini ve gelişimini sekteye uğratacak bir duruma neden oluyor örnekte. Gerçek hayatta da böyle değil midir peki? Başka birine karşı davranışlarımız (ne kadar iyi niyetli olsa da) hayat döngüsüne müdahale ile sonuçlanmıyor mudur? Ben bu olayı sorgularken sadece erişkin birinin bir çocuğa müdahalesi boyutunda bırakmak istemiyorum. Çünkü bazen ağlayan birine uzattığımız dost omuz eşliğinde düşünmeden kurduğumuz iyi niyetli bir cümle de; her seferinde yardım ettiğimiz için ayakkabılarını bağlamayı öğrenemeyen bir çocuk etkisi yaratabilir. Bence bu kısa öykü parçasında kelebek de hepimizi temsil etmeli, aynı adamın da hepimizi temsil ettiği gibi..

Bu paragrafı ilk okuduğumda çıkarımım çaba odaklı olmayan, sadece sonuç odaklı bir yaklaşımın ne kadar olumsuz bir etki yaratabileceği idi. Çoğu zaman bu şekilde davranmıyor muyuz zaten? Sorduğunuz bir bilmecenin cevabını söylemeden kaç dakika durabilirsiniz? Çocuğunuzun montunu sırtından çıkarmaya çalışırken ters dönmüş kaplumbağa gibi kıvranmasını kaç dakika müdahale etmeden seyredebilirsiniz? Hayatı ile ilgili önemli kararlar alması gereken arkadaşınızın hıçkıra ağlaya kendini sorgulamasına kaç dakika sessiz kalabilirsiniz? Tüm bu sorulara cevabınız uzun süre müdahale etmeden durabileceğiniz ise en can alıcı soru geliyor: Emeklemeyi öğrenmeye çalışan bebeğinizin halıdan ayrılıp çıplak zeminde karnı üzerinde sürünmesine ne kadar dayanabilirsiniz? Tüm bu durumlarda müdahale etmeniz sizin kötü bir insan olduğunuzu göstermiyor, aksine hepsi iyi niyetle yapılan müdahaleler.. Ancak karşı taraftaki etkisi tartışılır.

İnsan hayatını besin piramidi gibi basit bir başarı piramidi ile resmetsek; bence en alt ve en temel kısımda çaba yer almalı!.  Bebek ya da erişkin, işçi ya da patron, öğrenci ya da öğretmen, çocuk ya da ebeveyn.. Kim olursanız olun, hangi konuda olursa olsun.. Bir konuda gösterdiğiniz çaba sizi tek başına hedefe götürmeye yetmese de hayattaki kazanımlarınıza ekleyecekleri tartışılmaz..

Çevremizdeki insanlara kozadan çıkardığımız kelebek gibi davranmanın özgürlüklerine müdahale olduğunu düşünüyorum. Belki bu düşüncede 90’larda büyümüş bir çocuk olmamın etkisi vardır. Çünkü yukarıdaki hikayeyi çocuk-ebeveyn ilişkisine uyarlarsak daha yakın dönemleri çağrıştırıyor bana. Okuldan çıkınca ilk iş ödeve oturan çocuklar, anne-babanın işten gelmesiyle ailece ödev yapan çocuklara, yedi yaşında evden sokağa kaçırdığı bir kaç parça yiyecekle arkadaş piknikleri yapan çocuklar, kaydıraktan kayarken bile başında beklenen çocuklara, ilkokul çağlarında eline iki şiş-biraz artık yün tutuşturulup örgü öğretilen çocuklar, ‘ince motor becerilerini geliştirmek için neler yaptırsam’ diye kaygılanılan çocuklara, ellerinde iğne, iplik ve artık kumaşlarla oyuncak bebeklerine elbiseler tasarlayan çocuklar, yaratıcılığını, hayal gücünü geliştirmek için drama kurslarına götürülen çocuklara dönüştü. Dönüştürüldü mü desem? Bu dönüşüm sürecinde art niyet var mıydı? Tabiki hayır!..

Kişisel görüşüm; gelişimini tamamlamış kelebekler iken, çevre faktörü, eğitim sistemi, olanaklar gibi bir çok sebeple ve tamamen ‘iyi niyet’le çocuklarımızı gelişimine müdahale edilmiş kelebeklere çevirdiğimiz..

Büyüdüğümüz dönemler ile kıyasladığımızda daha ilgili anne-babalar olduğumuzu kabul ediyorum. Bunun çocuklarımızın psikolojik gelişime katkıları da yadsınamaz elbette. Ancak bence çocuklarımızın yaşam alanına, sorumluluklarına, ilgilerine, görevlerine, ödevlerine müdahale etmeye başlamamız bu ilgimizin uyarı sinyalleri vermeye başladığı kısım.. İyi niyetimizin karşımızdakini gelişimini tamamlamamış kelebeğe dönüştürdüğü kısım..

Bolca öz eleştiri okudunuz, hadi şimdi de siz oturup düşünün😉 Aksine kanaat getirirseniz yoruma beklerim👇😉

Keyifli günler dilerim..

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir